YaÅŸamdan, Dostluk, aÅŸk, Politik, Mektup, Fantazi, Komik, Sevgi, Memleket
29 Temmuz
Feridun iki saattir çarşıdaki kuyumcu dükkânları önünde dolaÅŸmakta, hiçbirine girmeye cesaret edememektedir. Uzun zamandır her ÅŸeyini satmış, satabileceÄŸi yalnızca bir tıraÅŸ fırçası kalmıştır. İşlemeli, fildiÅŸi saplı fırçanın deÄŸeri olup olmaÂdığını bilmemektedir. Ona bu fırçayı hediye eden Yahudi çok deÄŸerli olduÄŸunu, bir gün iÅŸine yarayacağını söylemiÅŸtir. FeriÂdun bu sözlere pek itibar etmemekte, Yahudinin onunla alay ettiÄŸini düşünmektedir.
Feridun, bu çaresizlik içinde aÄŸlayarak evine gitmek ister. Aylardan beri çektiÄŸi sıkıntılar, dertler içinde ölümü bir kurtuÂluÅŸ gibi görmektedir. Fakat yine de ÅŸansını denemeye karar verir ve bir kuyumcu dükkânına girer. Ürkekçe fırçanın deÂÄŸerli olup olmadığını sorar. Kuyumcu, ‘BeÅŸ para etmez!’ diye geri verir. Oysa, Feridun bu fırçayı hediye eden Yahudi için canını tehlikeye atmıştır. On yıl önce, güvertede bir Yahudi eÅŸyalarını istif etmektedir. Tam o sırada demir kancadan kurÂtulan iri bir denk tam başına inecekken Feridun, hemen fırlaÂyarak Yahudiyi ölümden kurtarmıştır. Yahudi kendine geldikÂten sonra ona elindeki tıraÅŸ fırçalarından birini vererek çok deÄŸerli olduÄŸunu söylemiÅŸtir. Feridun, bu sözlere hiç kıymet vermemiÅŸ, fırçayı kullanmıştır. Fakat zamanla savaÅŸtan sonra yarı sakat, iÅŸsiz, beÅŸ parasız kalınca İstanbul’a dönmüş, her ÅŸeyini satmak zorunda kalmış, bir gün Yahudi’nin bu sözünü hatırlayarak ümitlenmiÅŸtir. Fakat ümitleri boÅŸa çıkmıştır. ^
Ahırkapı feneri arkalarına düşen yoksul mahalledeki kaÂranlık ve bakımsız evlerine doÄŸru annesinin yanına gider. AnÂnesine durumu anlatır. Camdan İstanbul’daki zengin semtleÂre bakarken sinirlenen Feridun elindeki tıraÅŸ fırçasını sokaÄŸa fırlatır. İçinden Yahudi’ye kızmaktadır. Fakat, garip bir ÅŸey olur. Sokakta parçalanan fırça parlamaya baÅŸlar. KoÅŸarak dışarı çıÂkan Feridun gözlerine inanamaz; çünkü fırçanın içinden iki elmas parçası çıkmıştır.
Sabah olunca tekrar kuyumcuya gider, elmasları gösterir. Kuyumcu, taÅŸların çok deÄŸerli olduÄŸunu söyler. MeÄŸer, YahuÂdi gümrükten mal kaçırmak için adi bir fırçanın içine çok deÂÄŸerli iki pırlanta koymuÅŸtur
29 Temmuz
Irmaktan su taşıyan çocuklar, daÄŸ yolunda yere yatmış bir ihtiyar ve yanında dolaÅŸan boz bir eÅŸek görürler. ÇocukÂlar köye giderek Hüsmen Hoca’ya durumu haber verirler. AkÂÅŸam olmaktadır. Hüsmen Hoca ile birkaç köylü ihtiyarı araÂmaya giderler. YaÅŸlı adam, sık sık solumakta, göğsünü gösterÂmektedir. Ancak hırıltıyla konuÅŸabilen ihtiyarın ölmek üzere olduÄŸunu düşünürler. Fakat yaÅŸlı adam gittikçe canlanır. ÇoÂcuk bakışlarıyla bakan yaÅŸlı adamı ve eÅŸeÄŸini köye götürürler. Köyde, Hüsmen, herkese misafirlerinin olduÄŸunu duyuÂrur. Hava iyice kararmıştır. Köy, en yakın kasabaya iki gün u-zaklıkta olduÄŸu için köye yabancı biri çok nadir gelmektedir. Ancak bir vilayetten diÄŸerine geçen arabasız yolcular bazen bu köye uÄŸramaktadır. Bu gelenler de bu fakir köyde el üsÂtünde tutulmaktadır.
YaÅŸlı adam biraz rahatlar. Göğsünün böyle arada bir, olÂmadık yerde tuttuÄŸunu anlatır. İhtiyara süt getirirler. İhtiyar içerken öksürerek konuÅŸabilmektedir. Hasta, yaÅŸlı adam bir ara çevresindekileri yanına çağırır ve onlara bir ÅŸeyler söyledikten sonra ruhunu teslim eder. YaÅŸlı yolcunun son isteÄŸi, eÅŸeÄŸi ve kemerinde dizili sekiz altının Mekke’ye vakfedilmesidir.
Köylüler, cenazeyi defnettikten sonra kara kara düşünÂmeye baÅŸlarlar. Vasiyeti yerine getirmeleri gerekmektedir. KaÂdıya danışmaya karar verilir. Hafta içinde Hüsmen, eÅŸeÄŸi yaÂnına alıp kasabaya gidecektir. Bu arada, eÅŸeÄŸi bir emanet o-larak gören köylüler ona bir sürü yem verirler, hiçbir iÅŸ yüklemezler. Yüksüz bir ÅŸekilde boz eÅŸek ile Hüsmen Hoca kasabaya gitmek üzere yola çıkar. Çok zor bir yolculuktan sonra kasaÂbaya varan Hüsmen Hoca, önce jandarma çavuÅŸuna gider, durumu anlatır. Jandarma çavuÅŸu onu dinlemez bile, nargiÂlesini höpürdetmekte, keyif yapmaktadır. Kadı zaten kasabaÂda yoktur. Kaymakama giden Hüsmen, aynı muameleyle karşılaşır, iÅŸ, kadıya iki hafta sonraya ertelenir. Hüsmen, eli boÅŸ bir ÅŸekilde, durumunu bile anlatamadan çok zor ÅŸartlarÂda köyüne geri döner. Köylü, bu süre zarfında eÅŸeÄŸe misafir gibi bakar, kutsallık atfeder ona. Bu arada, eÅŸek iyice beslenÂmektedir.
İkinci kez kasabaya gittiÄŸinde kadının gelmediÄŸini öğreÂnen Hüsmen Hoca acele ettiÄŸi için bir de azar iÅŸitir. Üçüncü seferde de ÅŸahit götürmediÄŸi için geri döner. Bu arada HüsÂmen Hoca, bu geliÅŸ gidiÅŸlerle çok yıpranır, parası azalır. Böyle bir buçuk ay geçer.
Bir kasabadan dönüş esnasında Hüsmen’in yanında boz eÅŸek yoktur. Kadı, Mekke’ye ulaÅŸtırılacağını söyleyerek alıkoyÂmuÅŸtur. Bütün köylüler çok rahatlar, vasiyeti yerine getirmekÂten mutludurlar.
Olayın yılında, kasabaya pirinç satmaya giden Hüsmen Hoca, Pazar yerinin ortasında kadıyı (Lakabı Kabak Kadıdır.) boz eşeğin üzerinde görünce hayret ve ıstırap içinde kalakalır